Derslik askerlik anısı

0
250

Tabiki bende her Türk Genci ve Kemal Sunal gibi askerlik yaptım.(Gülen adam seni çok özledik be) Bugünün tarihinden hesaplarsak 20 sene önceydi. ( Gerçekten 20 sene korkunç bir zaman..) Herkesin vatani görevi sırasında yaşadığı sıradışı ve üst düzey zaman diliminden tabiki bende  yoktu.. yani askerliğim boyunca hiç dayak yemedim diyemem zira sadece Üstüm olan bir Subaydan 13 ay boyunca her gün adam akıllı dayak yemişliğim var. ama bunu daha sonra anlatırım..:)

Askerliğimin ileri safhalarında bulunduğum birlikte depocu tabir edilen İaşe İkmal Çavuşu görevini ifa ediyordum. Görevli olduğum birlikte ki bütün malzemeden ve Acemi birliği olduğu için her dönem gelen 500-700 arası deneyimsiz askerden sorumluydum. ( kısaca hem zimmetim hem sorumluluğum hemde imtiyazlarım herkesten fazlaydı… )

Depocu olmam sebebiyle zimmetimde bulunan en önemli ikinci emtia tabiki silahlardı. Acemilerin kullandığı eğitim silahlarının seri no larını bilmem tabiki mümkün değildi. Ancak asıl birliğin kadro askerinin kullandığı Piyade tüfeklerinin numaralarını bilmek zorundaydım. Neyse konuyu uzatmayalım benim anlatmak istediğim metin sonuna doğru biraz daha eğlenceli ancak mesaj kaygısı yüksek.

Bir gece uyku vaktinde nöbetçi cavuşumuz olan Uzman arkadaşımız beni hararetle uyandırdı. Alay nöbetçi amirinin kendisini ve beni bizzat çağırdığını söyledi. O kadar korkmuştu ki ilk anda savaş çıktı sanmıştım. ( Tabiki şaka yaptım, Alay nbetçi amiri çağırınca hele bir de gece yarısı çağırınca illaki bir problem vardır..)

Apar topar giyinip görev kıyafetleri ile makama çıktık. Nöbetçi olan Kd. Yüzbaşı gayet sert fakat zamanında güneydoğuda görev yaptığı  için bir o kadar babacan birisiydi. Alayda görevim itibariyle özellikle  üst düzey subay ve astsubay lar tarafından ismen tanınırdım. (ancak bu itibari hiç lehimde kullanamadım.) makamın hemen yanında duvarda dayalı, kayışı bol, rengi solmuş piyade tüfeğini görünce daha selam vermeden Mcgayver edasıyla problemi çözmeye çalıştım. O tüfeğin rengi ve kayışı itibariyle tören mangasına ait olmadığı ilk aklıma gelendi. Batıda görev yapan üst düzey rütbeli asker ler piyade tüfeği değil kısa dipcik tabir edilen başka bir model silah kullınıyordu. dolayısı ile bu silah komutana da ait değildi. Geriye iki seçenek kalıyordu. Ya bu tüfekle bir vukuat işlenmişti yada tüfek kaybolmuştu. Ancak her iki durumda da tüfeğin benim yani benim bölüğüme ait olması olasılığı % itibariyle çok yüksekti. problemi neredeyse çözmüştüm. Ancak askerliğim boyunca kendimi bilerek yaptığım ukala tavırlarımı şu aşamada takınmayacaktım. Zira saat geçti ve karşımdaki saygı duyduğum bir insandı.

Tam bu sırada düşüncelerimi destekleyen soru nöbetçi uzman çavuşa geldi. (Tabi makama girince asker tekmili verdik diye yazmmıyorum, bunu askere gitmeyen bile biliyordur.)

Nöbetçi Amir : Nöbetçi çavuş yoklamayı alırken silahları saydınmı?

Nöbetçi Cavuş : Komutanım ben o sırada acemileri sıraya sokmaya…

Komutanın istediği cevabı alamamış yorgun ama sert sesi odada yankılandı!

NA : Silahları saydın mı dedim?

NÇ : Komutanım aslında ben orada…

Komutanın az önceki sesi biraz daha öfkeli çıkarak,

NA : sana sayıp saymadığını sordum, deyip masaya avuç içi ile vurdu!

NÇ: saydım Komutanım.

NA: silahlık kazanı tamam mıydı?

NÇ : Tamam dı komutanım..

NA : Eminmisin Çavuş bana yalan söyleme bunun sonu kötü olacak!!

Bu sırada askerliğim boyunca sürekli yaptığım gibi acziyeti mecburen yaşayan birine yardımcı olmak için devreye girdim.

EP : Komutanım o silah bizemi ait?

NA : Bunu sen söyleceksin depocu!! Envanterin yanındamı?

Büyük silahların sayısının az ve ezberimde olduğunu tahmin ettiğimden tabiki cevabım olumlu olmalıydı. Cevabıma Komutan masaüstünde ki sümenin yanına yazdığı not kağıdını okuyarak tepki verdi. 6 rakamlı silah numarasını duyunca düşünmeden onayladım. o silah bana aitti. ( bana aitti derken benim görev silahım değil ancak bölüğün bütün silahları benim zimmetimde olduğundan bana ait dedim..) Silahın akibetini soramadan Komutan alaycı fakat üzgün bir edayla Nöbetçi Cavuşa o can alıcı ve anın anlamını anlatan soruyu sordu:

O zaman bu silah dolu sarjör ve ağzında mermi ile emniyeti açık vaziyette açık poligon duvarına yaslanmış otobüs mü bekliyor?

Silahlık ta kazan ve kadro tamamsa bu tüfek orada ne arıyordu? Dedektifliğe soyunacak ve bazı soruları da ben soracaktım ki Komutan noktayı koydu.

” Bu silahı sabah başcavusuna vericem!!”

Artık yapacak bir şey yoktu, Türk askerine yalvarmak yakışmazdı. Madem ortada bir sorun vardı, bu sabaha kadar çözülmeliydi. Tesellisi kimseye birşey olmamış tı.

Sabaha kadar 2 kez daha nöbet değişecekti. içtima saatinden itibaren bütün silahlık nöbetçilerini uyandırıdım. Silahlıkta bütün malzemeyi tekrar saydım. Her şey yerinde ve tam sayıda görünüyordu. Sabaha her halükarda ceza alacaktık ancak asıl sorumluyu bulmam gerekiyordu. Tabi ki bu silahın sahibi olmalıydı. Bu benimde devrem olan çaycımız dı. O atış vs eğitimlere katılmadığı için çömez dediğimiz alt devresine silahını vermiş bir kaç atış yapıp yiv ve yatakların hareketle temizlenmesini düşünmüştü. Alt devre kendi silahını yanına almış fakat hiç atış yapmamış olan kıdemli silahını olay yerinde bırakmıştı. Gece atış eğitimine giden şok mangasıda tüfeği oracıkta tek başına bulmuştu.

Şimdi bu kaybın nasıl fark edilmediğine gelelim. Kademeye tamire giden bir tüfeğin tamirden gelip, silahlık nöbetçisinin silahlık dışında sigara içerken, kademe görevlisinin silahı boş olan mazgala bırakması, bunu bana haber vermemesi, unutulan silahın yerinin boş kalması yerine bu silahla doldurulması suretiyle vukuat gerçekleşmiştir.

Buraya kadar güzel olan silahın hiç ateşlenmemiş olması, artık kayıp olmaması,durumun sebebiyetlerinin çözülmüş olması ve Komutanın bize cezai işlemin yapmamış olması tesellimizdi. Ama  asıl ızdırabı sabah göreceğimizi hala bilemiyorduk…

Subay servisleri geldiğinde Komutan hem nöbeti devretmek hemde Başçavuşa emaneti! teslim etmek için alay içtima alanın 70 metre ilerisinde bekliyordu. sıcak bir ağustos günü ben kep altı ama en kıdemli askerdim. Başçavuşun servislerin parkında komutan tarafından çağrılmasını, selam vermesini, komutanın yanında sadece 30 saniye kalıp emaneti almasını sonrasında sanırım üzüntüden selam bile vermeden bize doğru gelişini seyrediyordum. Hergün mutlaka traş olan ihtiyar kurt 70 metrede tekrar sakal bırakmıştı. Silahsız alay içtima sırasında biz tabiki orada olmaması gereken silahı arkalara sakladık. Sanırım hiç birimiz o alanda o sabah yapılan konuşmayı ve töreni dinlememiştir!. 🙂

Ve geldik tarihi ana fikire :

Bölük önünde daha kıdemli ve bir gece önce olay anında olay yerinde olmayan uzman çavuşlar 523 kişilik acemi personeli eğitim alanına götürdü. Ben ve kadro askerler yemekhane önünde elinde silah olan başçavuşu beklemeye başladık. Bizi kurtacak olan kahramanımız Bölük komutanımız o gün biraz geç kalmıştı. 🙁

Sadece dinlerken sorularına kendisi cevap veren Başçavuşun sözleri iki barakadan oluşan yazıhane,silahlık ve yemekhane arasında sararmış toprak üstünde güneşlenen bizlere yankılanarak ulaşıyordu.

” şinci bu tüfek va ya bu tüfek; bu tüfeği alsalaa, şu bastığınız ayaklarınız va ya onların altına 15 cm kazsalaa, bu tüfeği oraya tabut gibi gömselee, üstünü aynı toprakla kapatsalaa, 20 sene geçse bile üstünden geçseniz bulamacanız hale getiselee… BİZİM ANAMIZI BELLEĞLER YİNEDE ACISINI ÇIKAAMEZLER!!..”

unlulerin-askerlik-fotograflari-unluler-askerlik-1323720

bunun üstüne bizzat kendisi tarafından hepimize yaklaşık 20 şer tane tokat hediye edildi. Sayıdan hiçbirimiz emin olamadık çünkü içimizden sadece bir tane akıllı çıkıp tokatları saymaya çalışmıştı.

 

Demem o ki; yenikapıda otoparkın altında bir kaç metrede bulunan 500 yıllık gemilerin üstüne basmayalım..

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı,

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı,

Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı,

Verme dünyaları alsanda bu cennet vatanı..